Tarihinden Mutfağına Antakya

Antakya

Medeniyetler şehri, çan-ezan-hazzan, Asi nehri, konukseverliği, hoşgörüsü, farklı din ve etnik kökenlerin ev sahibi, künefesi, birbirinden lezzetli yemekleri, portakal ve limon ağaçları… Nasıl anlatılır Antakya? Nereden başlanır? Şehri gezip görmek yetmiyor, yöresel lezzetleri de tatmak gerekiyor. Yani buraya sadece kültürel bir gezi yapalım, müzelerini, tarihi yerlerini, kilise ve camilerini görelim diyerek geliyorsanız yanılıyorsunuz. Buradan kilo alıp dönüyorsunuz 🙂

Arkeoloji Müzesi, Antakya
Arkeoloji Müzesi, Antakya
Çökelekli, kırma zeytinli, köy peynirli, süzme yoğurtlu, bol yeşillikli, kaytaz börekli, biberli ve katıklı ekmekli doyurucu bir kahvaltının ardından biz gezimize zengin mozaik koleksiyonu barındıran Hatay Arkeoloji Müzesi ile başlıyoruz. Müzenin esas zenginliğini mozaik koleksiyonu oluştursa da sikke koleksiyonu ve Hititler dönemine ait tarihi eserler de sergileniyor burada. Bu gelişimizde müzedeki eserler yeni büyük yerine taşınma aşamasında. Burada sergilenemeyen, depoda bekletilen eserler de yeni müzede sergilenebilecekmiş. Gelecek sene görelim bakalım. Müzenin hemen karşısında Hatay Devleti Millet Meclisi binası var. Bu bina şimdi kültür sanat merkezi olarak çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Nehrin diğer yakasına geçip içeri tarafa yürüyerek Uzun Çarşı’ya geliyoruz. Sıra sıra baharatçılar, kuyumcular, ayakkabıcılar, kıyafet dükkanları… Baharat alışverişimizi buradan yapıp Eski Antakya’nın dar sokaklarında yürümeye başlıyoruz. Sokakların ortasından küçük su kanalları geçiyor. Bir zamanlar tamamen taş kaplı olan bu sokaklar şimdi beton kaplı, tarihi dokusu zarar görmüş, ancak tarihi dokunun ve kültürel mirasın korunması adına ümit verici gelişmeler yaşanıyor şimdi Antakya’da.

Trista Pena Sanat Evi, Antakya
Trista Pena Sanat Evi, Antakya
Dar sokakları gezerken bir kapıdan içeri avluya doğru biraz utana sıkıla bakıyoruz ve bir hanımefendi bizi karşılıyor. Trista Pena Sanat Evi burası; restore edilmiş bir eski Antakya evi… Emekli öğretmen olan güzel hanımefendinin keyifli sohbeti eşliğinde türk kahvelerimizi yudumlayarak biraz soluklanıyoruz. Yaşanan sıkıntılardan, korunması gereken kültürden, günlük hayata dair birçok şeyden konuşuyoruz. Ebru sanatı icra ediliyor burada, dersler veriliyor, workshoplar düzenleniyor. Sakin bir ortamda çayınızı, kahvenizi içip kitabınızı okuyarak huzur bulabileceğiniz bir yer. El emeği tablolarından alıp hoş sohbeti için de ayrıca teşekkür ediyoruz Trista Pena Sanat Evi sahiplerine ve yine dar sokaklardan geçerek Kurtuluş Caddesi’ne geliyoruz. Tozlu ve bakımsız bir cadde. Cadde üzerinde restore edilmiş, otel veya restoran olarak kullanılan binalar var. Sveyka Restoranı, Savon Oteli ve Çankaya Konakları üç güzel örnek. Kurtuluş Caddesi dünyada gece aydınlatılan ilk caddeymiş, o zamanlar adı Herodmuş. Buradan çok meşhur İnci Kıraathanesi, bir diğer adıya Affan Kahvesi’nde içinde gül suyu, üzerinde dondurması ile bir çeşit muhallebi olan haytalı yemeden geçmiyoruz. Haytalı bici bici değilmiş 🙂

Habib-i Neccar Camii, Antakya
Habib-i Neccar Camii, Antakya
Antakya'nın Dar Sokakları
Antakya’nın Dar Sokakları

Kurtuluş caddesi üzerinde yürürken Antakya Musevi Havrası’nı görüyor, ancak içerisine giremiyoruz. Havrada bulunan el yazması Tevrat 500 yıllıkmış. Biraz daha ilerleyince Habib-i Neccar Camii çıkıyor karşımıza. Habib-i Neccar, M.S. 40’lı yıllarda yaşamış, Hz.İsa’nın havarilerine ilk inanan, bu uğurda canını veren bir Antakyalıymış. Camiye ve Antakya’nın sırtını verdiği dağa adını vermiş. Habib-i Neccar Camii, Anadolu’da yapılan ilk cami olarak biliniyormuş. İçinde Habib-i Neccar, Yunus ve Yahya’nın türbeleri bulunmaktadır. İçerisinde ilk Hristiyanlara ait mezarları barındırmasıyla dinlerarası hoşgörünün simgesi sayılabilir. Habib-i Neccar Camii’ne çok yakın bir Türk Katolik Kilisesi’ni de geziyoruz. Avlusunda portakal ağaçlarının bulunduğu eski bir Antakya evi kilise olarak kullanılıyor. Çan ve Sarımiye Camii minaresini tek karede buluşturan Antakya’nın simge fotoğraflarından birini burada çekmek mümkün.

Künefe
Künefe
Uzun yürüyüşlerin ardından soluklanma ve yemek yeme zamanı geliyor. Yemek için araç trafiğine kapalı Saray Caddesi üzerindeki lezzet duraklarından birini deneyebilirsiniz. Çok yer var ama Anadolu Restoran, Abdo Döner, Antiochia ve Tacettin Usta önerilerimiz arasında. Biz Antakya’ya gelme planı yaptığımızdan beri künefe diye sayıkladığımızdan dolayı tercihimizi Hatay Künefe’de müthiş bir künefe yemekten yana kullanıyoruz. Buradan ayrıca fıstık ve şerbeti ile birlikte paket halinde künefe satın alıp evinizde hızlıca hazırlayabilirsiniz. Şehir dışına da paket gönderimi yapıyorlarmış. Hatay Künefe Köprübaşı’nda hemen Ulu Cami yanında. Çarşıda yürürken aç olmadığımız halde sokakta satılan simitler çarpıyor gözümüze. Bildiğimiz İstanbul simitlerinden farklı, daha büyük ve daha ince. Merak edip alıyoruz. Yanında bir peçeteye tuz ve kimyon koyup veriyorlar. Simiti bu karışıma batırıp yiyoruz. Simiti bile baharatlı yemek, memleket Antakya olunca pek şaşırtıcı olmuyor açıkçası.

Tepsi Kebabı
Tepsi Kebabı
Künefe, simit derken biz kültürel gezimizi o günlük tamamlayıp yemek faslına geçmiş oluyor ve Kuzeytepe’de bulunan restoranlardan birine, Kuzeytepe Antik Saray Restoran’a gidiyoruz. Oturur oturmaz masaya yeşillikler, közlenmiş domates, soğan ve kırmızı biberler geliyor. Antakya’ya özgü mezeleri birer birer tadıyoruz; zeytinyağlı ve tereyağlı humus, zahter salatası, abugannuş, cevizli biber ve cevizli tarator, süzme yoğurt, ara sıcaklardan oruk ve çiğ köfte… hepsi birbirinden lezzetli. O kadar meze yiyince ana yemeğe pek yer kalmıyor, ama tepsi ve kağıt kebabını deneyin. Üzerine de tahinli kabak tatlısı ikram oluyor. Antakya’da hemen her yerde fiyatlar uygun, porsiyonlar doyurucu, ikramlar bol. Burada bir de fırın ve kasap yanyana. Kalabalık aile sofraları için tepsi ve kağıt kebapları, lahmacunlar, kaytaz börekleri, biberli ve katıklı ekmekler bu kasap-fırınlarda yapılıyor ve ne güzel de oluyor.

St. Pierre Kilisesi, Antakya
St. Pierre Kilisesi, Antakya
Antakya’da ikinci günümüze St. Pierre Kilisesi ile başlıyoruz. Burası bir mağara. Hristiyanlığın en eski kiliselerinden biri olarak kabul edilen St. Pierre Kilisesi’ni Hristiyanlar gizli toplantıları için kullanıyorlarmış. Ayrıca Hristiyan kelimesinin ilk defa kullanıldığı yermiş burası. Şu an Hristiyanlarca hac yeri olarak kabul ediliyor ve her yıl 29 Haziran’da ayin düzenleniyor. Kiliseyi iyi ki daha önce görme fırsatımız olmuş, çünkü bu gelişimizde restorasyon nedeniyle kapalı. St. Pierre Kilisesi’nin hemen karşısında bir otel yapılıyordu. Otelin inşaatı sırasındaki kazıda tarihi eserler bulunmuş. Bu tarihi eserler de otelin konseptini değiştirerek müze-otele dönüşmesini sağlamış. Bir sonraki gidişimize kaldı artık görmek.

St. Simon Manastırı
St. Simon Manastırı
Şehir merkezinden biraz uzaklaşarak rüzgar türbinlerinin arasından Samandağ’ın tepesine, St. Simon Manastırı’na gidiyoruz. Önemli bir Erken Hristiyanlık hac merkeziymiş burası, ancak yine restorasyon çalışmaları nedeniyle gezemiyoruz. Biraz manzaranın keyfini çıkarıp önce Deniz’e, sonra Çevlik’e gidiyoruz. Deniz’de Hz Hıdır Türbesi’nin (Hz. Hızır Makamı) çevresinde araçla üç kere dönüyoruz. İlk başta tuhaf geliyor, sonra farkediyorum ki tüm araçlar durup türbeyi ziyaret etmeseler de oradan geçerken türbe çevresinde mutlaka üç kere dönüp öyle devam ediyorlar yollarına. Türbenin mimari açıdan bir özelliği yok ancak Hz. Hızır ile Hz. Musa’nın buluştuğu yer olarak kabul edilen kayanın üzerine kuruluymuş, Müslüman ve Hristiyanlar için büyük öneme sahipmiş. Deniz kenarındaki bozuk yollardan ilerleyerek Çevlik’e geçiyoruz. Upuzun bir kumsala sahip Çevlik’in pek kıymeti bilinmemiş açıkçası. Burada M.Ö. yapılmış bir tünel ve kaya mezarları var. Seleukos Nikator tarafından M.Ö. 300 yılında kurulmuş bir kent olan Seleukeia Pieria’da sel sularının iç limanı doldurmasını engellemek için dağ delinerek 130 metre kapalı alanı bulunan ve açık alanıyla birlikte 1380 metre olan bir tünel yapılmış; Titus Tüneli. O dönemde böyle bir tünelin yapılmış olması gerçekten ilgi çekici. Tünelin deniz tarafına bakan kısmında da kaya mezarları bulunuyor. İçinde 12 kaya mezarı olan Beşikli Mağara, kaya mezarlarının en genişi ve en ilgincidir. Buraya rahat spor ayakkabılarla gelmenizi öneririz. Zamanınız olursa günbatımını seyredin Çevlik’te. Hava güzelse denize bile girebilirsiniz. Denize girmek için, tabi yine zamanınız varsa, Arsuz’u da gezi programınıza dahil edebilirsiniz.

Titus Tüneli, Samandağ
Titus Tüneli, Samandağ
Kaya Mezarları, Samandağ
Kaya Mezarları, Samandağ

Tarihteki adıyla Daphne, yani Harbiye yeşili, manzarası, şelalesi, restoranları ile görülmesi gereken yerlerden biri. Manzara için Çınartepe’yi, yemekleri için de Kule Restoran’ı önerebiliriz. Harbiye’de bir de dürüm yiyebilirsiniz. Harbiye’nin bir diğer özelliği de ipekçiliği. Anadolu’da ilk ipek kumaş Harbiye’de dokunmuş. Buradan el dokuması ipek ürünlerden satın alabilirsiniz. Defne sabunu ve defne yağı da alabileceğiniz ürünler arasında. Özel aracınızla geldiyseniz Antakya dönüşünde Belen’de yol kenarlarında satılan meyvelerden de alın; özellikle incir.. Antakya’ya geldiğinizde bulabilirseniz hrısi yiyebilir, tini içebilirsiniz. Burada boğma rakıya tini deniyor. Hrısi buğday ve etle yapılıyor, keşkeğe benziyor; aşure diyen de var. Ne denirse densin tadı gerçekten çok güzel. Genellikle özel günlerde, adak kurbanı kestikten sonra yapılıyor.

Antakya
Antakya
Antakya’da yürürken, alışveriş yaparken, bir restoranda yemek yerken her an Arapça konuşmalar, Arapça ezgiler, “ehlen ve sehlen”leri duyabilirsiniz. Arapça okuma yazma bilmese de konuşma dilinde kullananlar da var, bazı Türkçe kelimeleri Arapça ses bilgisi kurallarına göre telaffuz edenler de. Burada insanlar sıcak, güleryüzlü ve konuksever. Güzel insanların kenti burası. Kıymeti de daha çok bilinmeli. Tarihi dokusu, kültürel mirası, konukseverliği ve zengin mutfağıyla Antakya bu değerden daha fazlasını hak ediyor.

Kısa Kısa Antakya

Nerede gezilir, ne yapılır, nerede kalınır?
Gez Gör
Arkeoloji Müzesi, Ulu Cami, Habib-i Neccar Cami, Türk Katolik Kilisesi, Antakya Musevi Havrası, Sarımiye Cami, Eski Antakya, Uzun Çarşı, Saray Caddesi, Kurtuluş Caddesi, St. Pierre Kilisesi, St. Simon Manastırı, Hz. Hıdır Türbesi, Çevlik, Titus Tüneli ve kaya mezarları, Harbiye, Vakıflı Köyü
Aktiviteler
Tarih ve kültür turları, müze ziyaretleri, bol bol yeme içme
Konaklama
Liwan, Savon, Antik Beyazıt, Çankaya Konakları, Büyük Antakya, Ottoman (havaalanına yakın)
Ne Yenir?
Künefe, tepsi kebabı, kağıt kebabı, kaytaz böreği, Antakya simidi, müşebbek, taş kadayıf, biberli, katıklı, zahter salatası, çiğ köfte, zeytinyağlı ve tereyağlı humus, abugannuş, cevizli biber, tarator, süzme yoğurt, et, oruk, kırma zeytin, kabak tatlısı, döner, dürüm, lahmacun, kömbe, hrısi, haytalı
Ne Alınır?
Defne sabunu, baharat, zeytinyağı, domates salçası, biber salçası, nar ekşisi, el dokuması ipek ürünler, narenciye, kırma zeytin, zahter, çökelek, tuzlu yoğurt, künefe, kömbe

Arkeoloji Müzesi, Antakya Arkeoloji Müzesi, Antakya Arkeoloji Müzesi, Antakya Eski Meclis Binası, Antakya Ulu Cami, Köprübaşı, Antakya Asi Nehri, Antakya Uzun Çarşı, Antakya Uzun Çarşı, Antakya Eski Antakya Sokakları Eski Antakya Sokakları Eski Antakya Sokakları Antakya Trista Pena Sanat Evi, Antakya Antakya Protestan Kilisesi, Antakya Katolik Kilisesi ve Sarımiye Cami Sveyka Restoran, Kurtuluş Caddesi Çankaya Konakları, Kurtuluş Caddesi St. Pierre Kilisesi, Antakya St. Pierre Kilisesi'nden Antakya Manzarası Saray Caddesi, Antakya Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi, Antakya Hz. Hızır Makamı, Deniz Çevlik Çevlik Titus Tüneli Titus Tüneli Titus Tüneli Kaya Mezarları Kaya Mezarları Haytalı, Affan Kahvesi, Antakya Cevizli Biber, Tarator ve Humus Çiğ Köfte Halep Köfte İçli Köfte

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Robot değilim *