Bozburun & Datça

Çok turistik, çok kalabalık, her yer beton diye yıllarca gitmeyi reddettiğimiz Marmaris görülmeye değermiş. Daha doğrusu Bozburun yarımadası ve köyleriymiş aslında güzel olan. Orhaniye, Selimiye, Söğüt, Turgut, Bozburun, Hisarönü ve Bördübet.

Orhaniye
Orhaniye

Biz Orhaniye’de kalıp koylarıyla, köyleriyle bütün yarım adayı gezdik. Orhaniye en sakin köylerinden biri. Aracımızı yol kenarına park ettikten sonra meyve ağaçları arasındaki patikadan yürüyüp denize ulaştık. Deniz kenarında butik oteller, pansiyonlar, bungalov ve restoranlar var. Hem konaklama hem de akşam yemeği için Mavi Yengeç güzel bir tercih. Orhaniye en çok Kız Kumu ile adını duyurmuş. Kırmızı renkli kumların üzerinde, sığ denizin ortasından karşı kıyıya kadar yürüyebiliyorsunuz. Gün içinde kalabalık oluyor. Akşam gün batımına yakın hem kalabalık turist grupları azalıyor hem de daha güzel görünüyor.

Kız Kumu, Orhaniye
Turgut Şelalesi

Marmaris’te sevdiğimiz köyler arasında ikinciliği Söğüt alıyor. Sahili ve denizi çocuklar için çok uygun olmayabilir. Büyük taşlı denizi bizim gittiğimiz zaman dalgalıydı. Neyse ki Leon’a fark etmiyor, taşlı kumlu, dalgalı düz, hepsini seviyor. Deniz üzerine platformlar kurulmuş burada. Platformların üzerine sabah şezlong, akşam masalar kuruluyor. Gün batımında deniz ürünleri yemek için doğru adres Söğüt. Yer yer platform yer yer çakılların üzerine kurulu yan yana mekanlar arasında biz tercihimizi Ahtapotçu Mehmet Usta’dan yana kullandık.

Söğüt
Söğüt

Buraların en ünlüsü teknelerin de uğrak yeri olan Selimiye. Aşırı kalabalık. Butik oteller, pansiyonlar, restoranlar hep dolu. Restoranlar arasında Sardunya ve Hidayet’in Yeri oldukça isim yapmış. Buralarda yer bulamadık zaten. Sorduğumuz beşinci mekanda oturabildik. Yemek yemek istediğiniz bir mekan varsa günler öncesinden rezervasyon yaptırmakta fayda var. Selimiye’ye gelmişken Losta Tatlıcısı’nda keçi peynirli losta tatlısı denenebilir. Biz gerçi losta tatlısından çok kurabiyelerini beğendik. Selimiye’de denize de girdik, yemek de yedik, kıyı boyunca da yürüdük ama Selimiye’nin keyfi ancak yüksek sezon dışında çıkar. Bayramlarda olabilecek kalabalığı hayal bile edemiyorum.

Selimiye
Selimiye

Denize girmediğimiz yine akşama doğru gidip gezdiğimiz Bozburun ve gün batımından sonra kumsalında yürüdüğümüz Hisarönü de görülebilecek yerler arasında. Hisarönü’nde kumsalda Angora Restaurant & Camping bir iki bira içmek için güzel. Sadece denize girmek içinse Delikyol ve Çiftlik Koyu’nu önerebiliriz. Her iki koyda da şezlong, şemsiye, yeme-içme seçenekleri var. Sabah saatlerinde iki koy da oldukça sakin. Şemsiye, şezlong, cafe, restoran gibi imkanların olmadığı bir yer önerisi ise Bördübet. Yolu çok bozuk. Sadece iki tesis var, fakat bu iki tesisten ancak otel müşterisi olursan faydalanabiliyorsun. Tesis istemiyorum, doğanın içinde tertemiz bir denizde yüzmek istiyorum sadece diyorsanız yolu bozuk da olsa Bördübet’e gidin mutlaka. Biz bayıldık.

Çiftlik
Delikyol

Deniz kenarından biraz uzaklaşıp yemyeşil ağaçların arasında yürümek, buz gibi suya dokunmak ve oksijeni doya doya içimize çekmek için gittiğimiz Turgut Şelalesi biraz hayal kırıklığı yarattı bizde. Belki yanlış zamanda gittik. Bahar aylarında kimsecikler yokken mi gelmek lazım? Böyle yerlerin kıymetini öğrenemedik maalesef. Marmaris’te son durağımız Bayır köyü oldu. Köyün meydanında tabii ki kocaman bir çınar ve altında kahve var 🙂 Çınar köyün sembolu ve uğuruymuş. Etrafında dönüldüğünde insanların daha mutlu ve daha uzun yaşam süreceğine inanılıyormuş. Tabii ki döndük biz de çevresinde 🙂 Burada bir de eski yağhane var. Kahvenin hemen arkasında eski yağhaneye giden patika yol var. Ağaçların arasındaki bu yola girdiğinizde etrafınızı inanılmaz güzel kokular sarıyor. Defne, kekik, ada çayı kokularını içimize çeke çeke yürüdük patikada. Yağhane kapalıydı, dışardan görebildik sadece, ama o kısacık patikada o güzel kokuların verdiği hislerle yürümek bile iyi geldi hepimize.

Bozburun
Bördübet

2 haftalık Gökova-Bozburun-Datça gezimizin son durağı Datça oldu. Uzak olması, büyük otellerin olmaması, her şey dahil tatil tercih edenlerin buraya gelmemesi gibi nedenlerle hala çok doğal ve sakin kalan Datça, koyları, eski şehri, evleri ve sokakları, antik şehri, bademleri, doğallığı ve tertemiz denizi ile karşıladı bizi.

Eski Datça

Datça’da Ovabükü’nde kaldık, Palamutbükü, Hayıtbükü, Eski Datça ve antik şehir Knidos’u gezdik. Soğuk, taşlı ve berrak deniziyle en çok Palamutbükü’nü sevdik. Sahili ve kahvaltısıyla Mavi Beyaz Otel, Aylin Ahşap Evler ve Tuna, lezzetli ev yemekleri, zeytinyağlıları ve gözlemesiyle Meltem Cafe Palamutbükü’de önerebileceğimiz yerlerden. Ovabükü’nün sahili ise geniş, kalabalığı kaldırıyor, şezlong bulmak zor olmuyor. Güzel pansiyonları, kafeleri de var. Sahilin bir kısmı iri kum, ama deniz taşlı. Burada da Poyraz Restaurant çok kalabalık oluyordu akşamları. Biz arkadaşlarımız da olduğundan genelde Hoppala’daydık. Hayıtbükü ise en dar, en küçük koyu. Şezlonglar dip dibe, yer bulmak zor. Burada Ortam’ı tercih ettik biz arkadaşlarımızın önerisiyle. Hayıtbükü kum ve sığ bir denizi var. O nedenle çocuklu ailelerin de tercihi. Akşam kumsal üzerine kurulan masalarda oturup içmek keyifli olurdu ancak biz akşamımızı Eski Datça’ya ayırdık. Taş evleri, begonvilleri, “Mekanım Datça Olsun” diyen Can Yücel’in Sokağı ve Evi, Datça Sofrası ile Eski Datça’da kaldı kalbimiz. 

Knidos

Datça’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de Knidos. Datça merkezden yaklaşık 40 km mesafede yer alan bu antik şehrin virajlı, şahane manzaralı bir yolu var. Buraya akşama doğru gelin ve güneşi burada batırın 🙂 Eşsiz doğasıyla Gökova, Bozburun ve Datça… İki hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçti bitti sanki. Sakinliğin, verdiğin huzur, yeşilin ve mavin için teşekkürler Bozburun ve Datça 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Robot değilim *